Detoks, selülit tedavisinin vazgeçilmezidir diyebilirim.Ayda bir uygulayacağınız ‘detoks günü’, günlük detoks olarak benim hemen her hastama önerdiğim, sabahları aç karna içilen detoks özellikli meyvelerin sularının yavaş yavaş, yudum yudum içilmesi de selüliti engellemeye yardımcı olur. Bu meyvelerin en etkilileri, kışın nar, greyfurt ve elma, yazınsa kavun, kiraz ve armuttur. Gün . içinde ara ara bol su içmek de çok faydalıdır, hele de suyunuzu limon gibi toksin atıcı bir nimetle zenginleştirirseniz.. Yalnız, unutmayın, suyun bile fazlası zarar, normal aktivitedeki biri için günde 2-2.5 litre yeterli. Size, cilde ve selülite iyi geldiğini duyup günde 7 litre su içerek önce gözlerini sonra da hayatını kaybeden Tayland’lı genç kızı hatırlatmak isterim. Yine temel sağlık felsefesi burada da çıkıyor karşımıza; her şeyin azı karar, fazlası zarar…
‘Detoks’un kelime anlamı ‘toksin atmak’ demek ve vücudumuzda zaten bu işi yapan 4 tane ana organımız var; barsaklarımız, böbreklerimiz, karaciğerimiz ve cildimiz. Bu organlarımızın kıymetini bilip onlara gereğinden fazla yüklenmez ve onların çalışmalarını bazı basit, doğal yöntemlerle artırırsak ve bunu hayatımızın bir parçası haline getirmeyi başarabilirsek, bu abartılı ve tehlikeli olabilecek ‘yapay’ yöntemlere hiç gerek kalmayacaktır. Güne bir bardak saf suyla başlamak ve üzerine yarım saat bir şey yememek bile detoksun bir parçasıdır. Zaten, ömür boyu devam ettiremeyeceğimiz, . dar zamanlara sıkıştırılmış ve ağır detoks programları, bırakıldıktan sonra bir işe yaramaz olurlar ve kişiye külfetten başka bir şey getirmezler.
En önemli detoks organlarımızdan barsaklar ile başlayabiliriz. Güne başlarken aç karna içeceğiniz bir bardak saf su, barsaklarınızda adeta ‘yıkama’ etkisi yapacak ve ‘mide-barsak refleksi’ ni çalıştırarak birkaç dakika sonra tuvalete gitmenizi sağlayacaktır. Barsaklarımız yalnızca yediklerimizi sindirmekten değil, onları ve ağız yoluyla aldığımız tüm toksinleri atmaktan da sorumludurlar. Her gün, istesek de istemesek de, çok dikkatli de olsak ağız yoluyla birçok toksin alırız. Üstelik yediğimiz gıdaların sindirimi esnasında da birçok toksin doğal olarak ortaya çıkar. Eğer barsaklar düzenli olarak boşaltılmazsa, bu toksinlerin kana karışım oranları artar ve bu da cildimizden birçok organımıza kadar, vücudumuzu, olumsuz etkiler. Kabızlık problemi kronikleştikçe barsak duvarında gerilme sonucu ‘divertikül’ dediğimiz küçük cepler oluşur ve bunların içinde gıda artıkları kalır, bu artıklarda bir de bakteriler üremeye başlarsa, sorun daha da karmaşık hale gelir, toksinlere bir de mikrobik toksinler eklenir. Özetle, toksin atabilmenin en basit yolu, kabız olmamaktır. Kabızlıkla mücadelenin doğal yollarını ileriki yazılarımda anlatacağım.
Böbreklerimiz, biz uyurken bile çalışan bir detoks organımızdır. Barsaklardan kanımıza bir şekilde geçmiş toksinleri ve tüm vücudumuzdaki hücrelerin metabolik artıklarını temizlerler. Adeta kanımızı süzerler. Sabah aç karna ve gün içerisinde bol su içerek böbrek yoluyla atılan toksin miktarını artırabilirsiniz. Ama ‘her şeyin fazlası zarar’ ilkesi su için de geçerlidir, abartmamak gerekir. Normal fizyolojide bir kişinin ‘bol su içmesi’ demek günde 1,5-2 litre su demektir. Gün içerisinde, özellikle öğün aralarında böbrekleri çalıştıran bitkisel çaylardan birer fincan içmek size birçok fayda sağlayacaktır. Bunların en etkili ve en masumları, kiraz ve maydanoz sapı, mısır püskülü, rezene, ısırgan yaprağı ve kekiktir. ‘Bitkidir zararı yoktur’ deyip her duyduğunuz bitkinin çayını sakın içmeyin, birçok bitki bu çok önemli detoks organımıza zarar verir. Sabah, kahvaltıdan önce detoks etkisi olan meyvelerin suyunu yavaş yavaş yudumlayarak içmek, daha henüz o gün toksin almadan , bir gün öncesinden kalan toksinlerin atılmasını sağlar.
Diğer muhteşem toksin atıcı organımız karaciğerimiz. Karaciğer adeta bir ‘toksin atma fabrikası’ gibi iş görür. Karaciğeri alkol, yağlı yiyecekler, katkı maddeleri ve ‘aflatoksin’ içeren gıdalarla yormamak gerekir. Aflatoksin bir karaciğer zehiridir ve bir mantar türünün üremesi ile oluşur. Keskin ve yeşillenmiş peynirlerde, bayat ekmekde, bayat çerezlerde, salça, şalgam suyu ve turşuların üzerinde biriken beyazlıklarda bulunur. Ayrıca karaciğer çalışmasını artıran, onu koruyan gıdalara sofralarda düzenli olarak yer vermek gerekir. Bunların başında enginar ve kereviz gelir. Maydanoz, tere, turp, sarımsak, taze soğan ve semizotu karaciğer dostu diğer gıdalar. Nar ve üzümü de atlamamak gerekir. Adeta Tanrı’nın karaciğer için yarattığı bir bitki olan lavantayı ise çay olarak dönem dönem tüketmek gerekir. Karaciğeri koruyucu özelliğe sahiptir.
Vücudumuzun en büyük organı olan cildimiz, yalnızca bizi dış etkenlere karşı korumakla kalmaz aynı zamanda toksin atmamıza yardımcı olur. Günde bir saat kadar süren ‘ter attıran’ düzeyde bir egzersiz, aynı zamanda toksin de atmanızı sağlayacaktır. Yalnız egzersizden hemen sonra duş alınması çok önemlidir.Ter yoluyla kaybedilen sıvının hemen su veya maden suyuyla yerine konması da toksin atmanın bir parçasıdır.
Özetle detoks, birkaç güne sınırlayıp sonra aylarca unutabileceğimiz bir işlem değil. Vücudumuza istesek . de istemesek de her gün toksin alıyoruz ve bunları atan organlarımız da var. Biz, daha az toksin alarak ve bunların atılmasını sağlayan organlarımıza iyi bakarak bu işlemi hızlandırabiliriz, hepsi bu. Yukarda anlattığım önerilerden ötesi, birtakım bitkisel takviyeleri gerektirir ki bunlar mutlaka uzman kontrolünde yapılmalıdır. |